Eylül, 2008 için arşiv

Geciken Bir Bayramın Yazısı.*

Posted in Nesir etiketler ile , , , , , , , on Eylül 24, 2008 by tersduzyazilar

   

Dergimizin kitapçı raflarında yer alacağı 1 Eylül günü muhtemelen Ramazan ayına girmiş olacağız. “Muhtemelen” diyorum zira henüz Ramazan’ın ruyet-i hilale (hilalin görünmesi) göre mi, yoksa astrolojik takvime göre mi başlatacağına karar verememiş bir ümmetiz. Her alanda hissettiğimiz tefrika hastalığımız, mübareğin başlamasıyla tekrar nüksedecek!

 

Birileri çıkıp, suçu Araplar’a atacak. Onların cahilliğinden, teknolojiyi yakalayamadığından, tıkıldıkları bedevi çadırlarından çıkamadıklarından dem vuracak. Güzide ülkemizin ise İslam’ı nasıl da layıkıyla yaşadığından… Oysa mevzunun hiç de ruyet-takvim meselesi olmadığını, zira bitişik Arap ülkelerinin dahi kimi zaman farklı günlerde hilali gördüklerini(!), farklı günlerde Ramazan’a başladıklarını, asıl mevzunun ise ümmetin başsızlığı, yetimliği, bölük pürçüklüğü olduğunu, kâfir sömürgecilerin, bu ümmetin Ramazan’da dahi birlik olmasına nasıl da tahammülsüz olduklarını bilemeden ahkâm kesecekler.

 

Bir hikâyede biz

 

Mesel o ya yolcunun biri gideceği köyü bulmak için yolda rastlaştığı bir ihtiyardan tarif ister. Tabi sorduğu köy, bulunduğu yerden epey uzakta olan bir köydür. Tecrübeli bir insan olan ihtiyar, yolcuya adresi tarif etmeden önce küçük bir sınavdan geçirir kendisini: “Hele biraz yürü de sonra bakarız” der. Adam da ne olduğunu anlamamsına rağmen birkaç adım da olsa yürür. İhtiyar, bakar ki adam pek bir yavaş, pek bir kaplumbağa yürüyüşlü. Döner ve der ki “Hemşerim, boşuna tarif isteme benden. Zira sen bu yürüyüşle o köye varamazsın”. İşte bizim halimiz de bu adamınkine benzer bir hal. Daha işin başında en hayırlı vasıflarımızdan biri olan “tek bir ümmet”** vasfımızın hilafına başlıyoruz, anların en değerlisini, değerli kılmaya.

 

Derken, Ramazan’la birlikte birden değişimler de başlayacak. Azı hayırlı çoğu şerli değişimler… Bir bakacağız ki on bir ay boyunca Müslümanların bütün kutsallarına saldıran, fuhşu, zulmü, alçaklığı pazarlayan basın yayın kuruluşları birden iman edecek ve Ramazan sayfaları sunacak bizlere, içerisinde Irak’tan, Afganistan’dan, Filistin’den nice can yakıcı, boğaz düğümleyici, iç sızlatıcı, utandırıcı haberle… İki yüzlülüklerini gözümüzün içine içine sokacaklar.

 

Kendi sesimizle duyurmaktan aciz olduğumuz dinimizi, bin bir çarpıtma ve teville duyuracak, prof-esyonel belamlar.

 

“Bizim”, dediğimiz medya kuruluşları da ne kadar “bizim” olduklarını yine gösterecekler. Onlar da ümmetin çeşitli bölgelerinden şehit haberlerini taşırken sayfalarına, ekranlarına, bilmeyecek ve bildirmeyecekler kardeşlerini katledenlerin bizim üslerimizden beslendiğini.

 

Oruç bozanların nüfusu daha da artacak yaz sıcaklarını bahane ederek, çoğunluğunu gençlerden bularak. Kızacak, öfkeleneceğiz ve unutacağız “özgürlük ve demokrasi”nin sadece başörtüsü serbestîsi sağlamadığını. Oruç tutmamak dâhil daha birçok buğzedeceğimiz şeyin “özgür birey”in haklarından olduğunu… Kısa vadeli çıkarlarımız uğruna İslam’ı hayata hâkim kılma davamıza yan çizmemizin, karşılaştığımız sorunlarla nasıl da yaman bir paralellik arz ettiğini göremeyeceğiz.

 

Birilerimiz de fakirlerimizi doyurmaya harcayacak bütün enerjisini; bizi fakir bırakanları göstermek yerine.

 

Hatimler indireceğiz binler ifade eden rakamlar adedince. Ama hayatımıza indirmeden, bilincimizi ayağa kaldırmadan.

 

İşte böyle bir Ramazan ahvali üzere bayram gelecek, ismine dair bütün anlamları yitirerek! Bayram gelecek, Irak’a uğramadan, Afganistan’a, Filistin’e, Keşmir’e, Doğu Türkistan’a… Bayram gelecek ağzının tadı kaçmış bir vaziyette. Bayram, bize son yüzyıldır geldiği gibi gelecek yine.

 

Bir dua, bir ayet, bir umut

 

Ramazan’ın ümmetin üzerindeki ölü toprağını atmasına, toparlanmasına, ayaklanmasına ve kendisin olan her şeyi ölümüne istemesine bir vesile olması duasıyla, bayramların bayram olduğu günlere erişmenin duasıyla; bayramımız “bayram” ola!

 

Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va’detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl ‘güç ve iktidar sahibi’ kıldıysa, onları da yeryüzünde ‘güç ve iktidar sahibi’ kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiç bir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse, işte onlar fasıktır. (Nur–55)

Cevher KARA

* : Genç Tefekkür Dergisi’nin son sayıısından.

**: En’am–92.