Kasım, 2008 için arşiv

Hayat Veren Şeyler…

Posted in Analiz etiketler ile , , , on Kasım 16, 2008 by tersduzyazilar

   d5248611

Kitab-ı Kerim’imizde öyle ayetlerle karşılaşıyoruz ve bu ayetler öyle can alıcı, öyle can okuyucu ayetler ki gözlerimizi nemlendiriyor, yüreğimizi sızlatıyor, uykumuzu kaçırıyor. İşte o ayetlerinden birinde Rabbimiz Azze ve Celle, bize bir tavsiyede, dünya ve ahiretimiz için çok hayırlı bir tavsiyede bulunuyor:

 

“Ey iman edenler! Allah ve Rasulü sizi, size hayat verecek şeye davet ettikleri an icabet edin! Bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve siz muhakkak O’nun huzurunda toplanacaksınız.” [Enfâl–24]

 

Kur’an’ın mü’minlere sesleniş üslubu hakkında yıllar önce duyduğum bir tesbit beni çok sevindirmiş ve mutlu etmişti ki o da şuydu: Allah Subhanehu ve Teala Kur’an’da mü’minlere yönelik hitabına “Ey iman edenler” diye birinci ağızdan başlarken, kâfirlere yönelik hitabına ise “De ki ey kâfirler” şeklinde ikinci ağızdan başlıyor.

 

Rabbi tarafından kıymet görmek, bu kıymetin farkına varmak, doğrusu çok güzel ve çok sevindirici bir şey; bir mü’min için! İşte bahsolunan ayet de böyle sıcak bir üslubla yöneliyor bize ve o hayati vurguyu yapıyor. Ayetin vurgulamak istediği şey ise “icabet”! İcabet, ancak bir davet varsa söz konusu olur ki bu davetin davetçileri alelade varlıklar değil, Allah ve Resulü… Öyle kıymetli ve yüce varlıklardan bir davet geliyor ki mü’minin heyecanlanmaması işten bile değil, meraklanmaması namümkün!

 

“…size hayat veren şeylere…”

 

Bakıyoruz ki davet edilen mevzu da davet sahiplerinin şanına uygun, görkemlerine mukabil: “hayat veren şeyler”. Heva u hevesin zindanlarında çürümemek, cahiliyyenin belirleyiciliğinde şaşmamak, dünyevileşme denen ölüm çukuruna dalmamak için Allah’ın vahyine, bir bütün olarak Kur’an ve Sünnet’e çağrılıyoruz. Mefhum-u muhalifini ele alırsak; bu davete icabetsizlik bizi ölüme götürecektir, hayat bulmak varken.

 

Allah Azze ve Celle bir başka ayette Allah’ın davetine uymayan müşrikler için Çünkü gerçekten sen, ölülere (söz) dinletemezsin ve arkasını dönüp kaçan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.” [Neml–80] şeklinde buyururken daveti uğruna ölenler içinse “Ve sakın Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin; hayır onlar diridirler. Fakat siz bunun şuurunda değilsiniz.” [Bakara–154] diye buyurmaktadır. Sübhanallah! Dirilere “ölü”, ölülere de “diri”… Nasıl bir kavram inkılâbı, nasıl bir ters yüz ediş; şaşılacak şey!

 

İşte nasıl ki uzvi ihtiyaçlarımızı giderip hayatta kalabilmek için gıdalanmaya ve solunuma mecbursak, akli ve ruhi ihtiyaçlarımızı gidermek için de vahye yani İslam’a, yani şer’i hükümlere uymaya mecburuz! Peki, bu davete ne kadar icabet edebiliyoruz? Bu sorunun cevabı hem bir insan olarak ferdi yaşantımız hem de bir ümmet olarak içtimai (toplumsal) yaşantımız ne kadar İslami ise o kadar icabetkar, doğal olarak da o kadar hayattayız!

 

 

Görünen halimiz ise istenilen halden epey uzak! Zira birkaç rükun dışında İslam’ı yaşayabilmemiz neredeyse imkânsız. Bir düşünün kutsal değerlerimizden kaçı hayatta kalma imkânı bulabiliyor? Bırakın onu, kaçı saldırıya ve çirkinleştirilmeye maruz kalmadı? Kaç beldemiz sükûn içinde, kaç sokakta emniyet içindeyiz, Avrupa’sı, Asya’sı, Afrika’sıyla bizi bekleyen dünyanın kaçta kaçına hidayeti taşıyabiliyoruz? Eğitim, ekonomi, siyaset nizamlarımızın hangisi hayat veriyor bize veya onların gayr-i islamiliği değil midir onları ve bizi “ölü” kılan?

 

Ama ye’se düşmeye de hiç gerek yok! Çünkü Allah’ın bu çağrısı, bu kötü halden de kurtulmamızı sağlayacak bir çağrıdır. Eğer biz vahyin hayat suyunu avuçlayıp, yudumlarsak o da bizi çöküntüden kalkınmışlığa, zilletten izzete, esfelden eşrefe çıkaracaktır. Yeter ki biz onu bir “hayat verici” olarak, hayata hâkim kılmaya hırs gösterelim. Nitekim Rabbimiz Sübhanehu ve Teala şöyle buyurmaktadır:

 

“De ki, çalışın! Çalışmanızı Allah da Rasulü de mü’minler de göreceklerdir…” [Tevbe–105]

 

“Ölü iken kendisini dirilttiğimiz ve insanlar içinde yürümesi için kendisine bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp oradan bir çıkış bulamayanın durumu gibi midir? İşte, kâfirlere yapmakta oldukları böyle ’süslü ve çekici’ gösterilmiştir.” [En'am–122]

* * *